Gûher

Senin Salâvatın da parantez içinde mi kaldı?

17/7/2008 · Kategori: Yazarlardan


"
Mümin olmak, varlık dairesine mahçubiyetle girmek demektir. Besmele, o mahçubiyetin ifadesidir; “Senin izninle buradayım ey Rahman, ey Rahîm. Burası benim hiç hak etmediğim bir yer; izin ver de içeri gireyim."





Var edilmek bir sürprizdir, kocaman bir sürpriz! Yokluğun koynunda yokluğundan bile habersiz silinip gitmek üzereyken, hatta silinmeye bile gerek duymayan siliklik içindeyken, var edildin. Sen yoktun ve varlığın yokluğuna tercih edildi. Can verildi tenine, nefes verildi cesedine. Bir insan yüzüyle süzüldün âlemin eşiğinden içeriye. Hayat sahibi kılındın; hayat sofrasına buyur edildin. İnsan olman irade edildi. Sadece insanların çağrıldığı, insan olmayanın çağrılsa bile tadına varamayacağı eşsiz bir ziyafete buyur edildin.
Sürpriz! Varsın, hayattasın ve insansın.
Varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi.Üzerine basılıp geçilebilirdi meselâ. Kalbin olmazdı, kalbinin olmayışına ağlayacak bir kalbin bile olmazdı. Hiç yoktan hayat verildi tenine. Hayatın bir dağın adı konmamış bir yamacında yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdi. Hiç ummadığın halde insanlık üflendi çamuruna. İnsan oldun diyelim; bir olan Rabbe “kul” olmanın sonsuz güveninden, her şeyin sahibine muhatap kılınmanın eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin. Tıpkı yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını ve köklerini bir arada tutmakla teselli devşirmeye çalışması gibi, kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan, yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen acı bir inançsızlığın ortasında kıvranıyor olabilirdin.

Hiç ummadığın hediyeler almak gibidir var olmak. Hiç hak etmediğin sofralara buyur edilmeye benzer yaşamak. Hiç beklemediğin bir tacı giyinmek gibidir hayatta olmak.

Bunu bilmişken, sonsuz minnettar olman gerekmez mi? Bunu bilmişken, iltifatlara boğulmuş bir adam gibi hep mahçup bir yüzle yürüyor olman gerekmez mi? Bunu farketmişken minnetini ifade etmek için telaşla koştuman beklenmez mi? Yoksa, verilenlerin hakkın olduğunu düşünüp daha fazlası niye yok diye sızlanan geçimsiz bir nankör olmaya mı adaysın? Yoksa, sana yapılan iltifatları az bulup “daha, daha, daha..” diye bağıran, asık suratlı, bir türlü memnun edilemeyen, hiçbir şeyi beğenmeyen açgözlü biri olmaya mı heveslisin?

Mümin olmak, varlık dairesine mahçubiyetle girmek demektir. Besmele, o mahçubiyetin ifadesidir; “Senin izninle buradayım ey Rahman, ey Rahîm. Burası benim hiç hak etmediğim bir yer; izin ver de içeri gireyim. Mümin olmak, varlığa ve varlığına minnettar olmaklığındır. Besmeleden sonra “Hamd olsun Rabbine âlemlerin.” deyişimiz ondandır. Hiç yokken var edilenin hiç yoktan Var Eden’e ilk sözü “teşekkür” olmalı değil mi? “Ey Rabbim, beni hiç hesaplarımda yokken var eyledin, hiç ummadığım halde bana hayatı tattırdın, bu yetmiyormuş ki bir de bana insanlık lûtfettin. Sana borcumu nasıl ödeyebilirim?”

Âlemlerin Efendisi” işte bu yüzden hamd
 telaşındadır, şükür sevdasındadır.
 Senin unuttuğun o sonsuz minnettarlığı her an yüreğinde yaşatır.
 
Senin görmediğin o umulmadık iltifatlar karşısında sonsuz mahçubiyet duyar. O yüzden adı Muhammed’dir; en çok O hamd eder, en çok O şükreder, en çok O minnettardır. O yüzden en çok O övülür; varlığın güzelliğini sonsuz bir incelikle takdir eder, hayatın ayinesinde yansıyanlara en çok O hayran olur. O yüzden adı Ahmed’dir; âlemin güzelliğine eşsiz bir hayranlıkla karşılık verir. Bülbülün aşkıyla gülün güzelliğine sesten yapraklar eklemesi gibi, O da varedilenlerin güzelliğine hayranlığını ifade ederek âleme insanca hayranlık yankıları ekler. Güzellik muhatabını O’nun gözlerinde bulur; varlık O’nun hayranlığıyla dengini bulur.


Sanattan anlayana sanatın incelikleri gösterilmek istenir. Güzelliği hakkıyla takdir edenin önünde yeni güzellik pencereleri açılır. Yemeğin tadını anlayan yeni sofralara buyur edilir.
İşte bunun için O da, sonsuz teşekkürüne karşılık yine sonsuz teşekkürler gerektiren yeni sofralara buyur edilir. “Makâm-ı Mahmud” işte o sofraların adıdır, o pencerelerin önüdür, o tanıklıkların ünvanıdır. O’nun ellerine, gözlerine, gönlüne gelen lütuflar, feyizler, nimetler bize o sofradan akar, o ziyafetten taşar. O’nun minnettarlığına katılan her salâvatla, o eşsiz sofranın bir kenarına ilişirsin; o doyumsuz ziyafetten pay alırsın. Dudağına değen her salâvat, dudağına o sofranın kevser kadehini yanaştırır.


Senai Demirci

Kalıcı Bağlantı yorumlar (2) Yorum yaz!

Bosna (Srebrenitsa)...

10/7/2008 · Kategori: Nokta

Tarih;11 temmuz 1995..Bosna Savaşını Diğer Savaşlardan Ayıran Yön Şudur ki; Savaş Büyük Çoğunlukla Sırbistan Ordusuyla,Silahsız-Savunmasız Boşnak Siviller Arasında Cereyan Etmiştir.
Yakın tarihimizin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Bosna Savaşında 1992-1995 Yılları Arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna Hersek’te Yarım Milyona Yakın [350.000'inin Üzerinde] Boşnak dünyanın gözü önünde sistematik olarak katledilip soykırıma tabi tutulmuştur.Sırplar,Savaş Süresince Onbinlerce Kadına Tecavüz Etmiş,Katlettikleri İnsanlarda Bebek,Çocuk Kadın,İhtiyar Ayrımı Yapmadan,Hepsini Akla-Hayale Sığmaz İşkencelerle Öldürmüşlerdir.


Zlata Filipoviç'den..(11 yaşında Bosna-Hersekli bir kız çocuğu. Sırp kuşatması altındaki Saraybosna'da ölen 16.833 çocuktan Nina ve Edin'in arkadaşı)

(7 Mayıs 1992)
Mavi Gözlü Nina

Bugün,
Nina öldü anne,
Nina için defterime
Bir çiçek vazosunun
Resmini çizeceğim.
Çizdiğim vazoları
Nina'nın gözleri gibi
Mavi çiçeklerle
Süsleyeceğim.
Ve Nina için
Dünyadaki bütün
Çiçek vazolarına
Mavi bir çiçek
Bırakın diyeceğim.



Aliya İzzetbegoviç'den;

Bu günleri gösteren yüce Allah'a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennet'de buluşacağız, onları Allah'ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada herşey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah'a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüzbinler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım.




Srebrenitsa toprağından şüheda fışkırıyor...

İHH özel program


Bosna'yı unutmadık,unutmayacağız...




Fotoğraf 1:Guher
Fotoğraf 2:İHH






Kalıcı Bağlantı yorumlar (5) Yorum yaz!

Şair;hasret,Şehir;kül

6/7/2008 · Kategori: Yazarlardan

Ben ona "Gizli Özne'm" diyorum.Bir cümleyle tarif etmem gerekirse;zaman-mekan farketmeksizin,aklına geldiği an yazan,okumayan ama yazan biri.
Yazdıklarını muhakkak benimle paylaşır.o açıdan kendimi şanslı sayıyorum.

Yine evvelki gün(04.07.08) yazdığı ve paylaştığı,benim “sanki Nazan Bekiroğlu’nu okuyor gibi hissettim” şeklinde yorum yaptığım şiirini ve onu tamamlayan yine kendisine ait fotoğrafını paylaşmak istiyorum.müsadesini aldım . :)

                                               

Bir dahi seni görmek nasibimde var mıdır?

Ölmeden evvel, dudaklarının kıvrımında su içebilecek miyim?

Hu kuşlarını uçurup seher vaktinde,

Birlikte ölüme ağlayabilecek miyiz?

Gözü kör olmuş acıları hiçe sayabilecek miyiz?

Söyle dilleri lâl olan sevgili, söyle

Ben susuşlarında cehennemî hisleri tattım

Bir daha zikretmek var mı adını?

Baykuşları susturup, bülbüllüğümüzle inleyebilecek miyiz?

Gözlerimiz dönmüşken sevda acılarımıza.

Ölmeden evvel, pervane olmaya niyetin var mı?

Ateşin içinden doğmaya,

Yandıkça ferahlamaya var mısın?

Söyle gözleri âmâ sevgili

Ben görmeyişlerinde gördüm cennetimi

Şâir “hasret” dedi.

Şehir kül oldu..

Söyle sevgili sen şehir içindeki hasret,

Ben şehrin şâiri olabilecek miyiz?

 


GizliÖzne





Kalıcı Bağlantı yorumlar (5) Yorum yaz!

Yürek Fethi...

2/7/2008 · Kategori: Yazarlardan



















Yürek nükleer güç merkezidir.Sevdigi zaman sevdigine cennet,sevmedigi zaman nefret ettigine cehennem kesilir…

insanın kazanılması ne denli büyük bir saadetse kaybedilmesi de o denli korkunç bir felakettir...


Bir benimle ne çıkar demeyeceksin, baharın haberini karın altında kışa inat açan kardelenlerin verdigini unutmayacaksın...

Kim var diye sağa sola bakmayacaksın, ben varım diyecek ve yürüyeceksin...

önce seveceksin, garazsız ve ivazsız, pazarlıksız, bedelsiz seveceksin, sevginin illeti ölümsüz olacak ki sevgin de ölümsüz olsun.
Bir insanın yüreginin aydınlanmasına vesile olduğunda dünyanın tapusunu sana vermişler gibi sevineceksin.

Onu kınamak yerine karanlık yüregine ışık tutacak, sevgiden oltanı gönül ummanına şefkatle atacaksın...

M.İslamoğlu

(Guher'den;
Ramazan yüreğini yeniden fethetmenin müjdesini veren üç ayları misafir ediyoruz inşaallah.
Hayırlı olsun... )


Kalıcı Bağlantı yorumlar (5) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »